19 08 2008

UNUTULAN ÇOCUK OYUNLARIMIZ


Çocukluk yıllarının oyunlarını anlatan Ömer Fethi Gürer, bu oyunlarla büyüdüklerini, bu oyunlarla hayatı öğrendiklerini anlatıyor. Yöresel oyunların, çocukların sosyalleşmesini, paylaşım duygusunu yaşamasını sağlayacağını anlatan Gürer, bu oyunların bugün olmamasının acısını yaşıyor. İşte Ömer Fethi Gürer'in "Unutulan Çocuk Oyunlarımız" isimli yazısı...

Çocuk dünde daha özgürdü dersek yanlış olmaz. Apartmanlara bağlı olmayan yaşamda çoğu evde bahçe ve avlu vardı. Çocuk için ev içi ve dışı oyun çoktu. Günümüzde bilgisayara endeksli yaratıcılığı daha az oyunlara geçildi. Tehlike olarak daha az tehlikeli sorun olarak daha az sorunlu ama kapalı alanda belli bir oyunla yaşam akıyor.

Oyunlar mevsimine ve yaş gruplarına göre, gece ve gündüz oyunları olarak ayrılırdı. Ev içinde kızlar "evcilik", oynardı. Çocukların evde yastıkları at yapması, eşyaların yerini değiştirmesi olağandı. Evde kurulan "Aç kilit, açmam kilit" oyunu da iki ya da üç kişi ile oynanırdı. Yumruk yapılan eller üst üste konar ve ebe parmağı ile, yumrukları aç kilit deyip açarken alta ki yumruk açılmazdı ve şu sözler söylenirdi.

"Aç kilit,
Açmam kilit,
Buranın anahtarı nerde,
Suya düştü,
Su nerde?
İnek içti,
İnek nerde?
Dağa kaçtı.
Dağ nerede?

Yandı, bitti kül oldu" denir ve yumruk açılınca da "Vay sakalım, vay bıyığım" diye eller sakal ve bıyık bölümlerine sürülürdü.

"İğne mine" oyunu da kolay ve çok oynanan oyundu. El parmakları açılarak düz yere konur. Ebe oyuncu parmağını ağzına götürüp "oooo" yapar. Sıra ile parmaklar üzerinden
"İğne, mine, ucu, dinme,/Şamak gacı, şamdan geçi,/Burada duran kuş mudur?/Kanatları gümüş müdür?/Alı gelin, pullu gelin, /Çık kanadını kopar gelin..." denir ve rast gelen parmak bükülerek son kalan parmağa kadar oyun devam ederdi.

"Yağ satarım, bal satarım, ustam ölmüş, ben satarım" ve "Saklambaç" ile "Körebe" de hem ev içinde hem de dışarıda oynanan oyunlardı.

Kız çocuklar, sandalyeler ile kurulan oyuncak salıncaklar, "bebelere beşik" olarak yapılan minyatür beşiklerle, ot bebeklerle oynarlardı. Bahar aylarında Gül Fatma çiçeği ile yüzde şekiller ile horoz olunur ve kır çiçekleri, sarı çiçeklerde toplayıp taç yapılırdı. Mahallede çocuk oyunları ise en az iki kişi ile oynanırdı.

Toplu oyunlarda güçlüler diğerlerini ezerdi. Saklambaç, elim sende, ebe, hamam kızdı, çelik çomak, aşık, übülük, met, kayım, kayım, vız ,vız, güvercin taklası, cız, sek sek, uzun eşek, çoban, dama, gülle, çekirdek vurma, bilye, çanak çömlek, ip atlama, çember çevirme, kibrit kutusu, gazoz kapağı (ki; demiryolu raylarına konan kapak üzerinden tren geçerdi) küçük kalemleri dizilerek vurma gibi oyunlar oynanırdı.

Çoban, aşşık, kayısı çekirdeği ve kara kalem boyutu küçüleni dizilerek para ile de oynanan oyunlar türetilirdi.. Sakızdan çıkan futbolcu, sanatçı resimleri,kibrit kutusu kapakları, ile kart oynanırdı.

Karaağaçtan çeten yapmak, sopa ile atçılık oynamakta tozu toprağa katmakta oyun gelirdi. Güvercin taklası, uzun eşek gençlerin oyunları idi. Oyun için her yol bulunurdu.
Keza rampa aşağı her yerden de kayarak inmek adetti. İstasyonda Kaynak su yanında merdiven kenarında kaymakta marifetti. "Tornet'ten" kaymak için aparat yapılır, yol boş ise asfalta kayan olurdu.

Mahalle kavgalarını bile özlüyoruz.

Niğdemiz'de çocuk oyunları olarak bilinen kimi oyunlarda unutulmaya başladı. Aşşık, Çoban, Bilya, gibi oyunlar seyrekleşti. Mahalle kavgaları kalktı.

Hamam, çok oynanan oyundu. Toprak elle bir araya getirilip yığılır, su ile dış yüz çamur yapılıp sıvanır, "Abiş, abiş ebem gelmeden sen piş", diye elle ovularak biraz kuruması beklenirdi ve üç ayrı göz açılarak bu bölümlerden sıvanın çamurla oluşan kümbetin altındaki toprak dikkatle çekilerek çıkarılır, içi boşalınca üstten de küçük bir delik açılıp içine kağıt ve küçük çırpılar ile ateş yakılır ya da açılan deliklere yaprak konup, üstende su akıtılırdı. Kimin gözünden su gelirse o cezalı duruma düşerdi. Ağustos'ta toprak ısındığı için "kümbet", daha iyi olurdu.

Cız oyunundan çok dayak atma idi. Ebe sırtını oyunculara yüzünü duvara dönerdi. Bir kişi enseye tokat atardı. Cız , cız diye oyuna katılanlar parmak havada ses çıkarırken ebe de oyunculara dönerek tokat vuranı bulmaya çalışırdı. Ebe, tokat atan buluncaya kadar ensesi kızarırdı. Yaşı büyük olanlarda gelip geçerken bu oyunu oynayanların içine dalar, "şaplak patlatır", gülerek oyun mahallinden giderler olan ensesi tokatlanana olurdu. Oyuncular ebeye tezgah kurar, bildiği halde "o değildi", diyerek bir türlü vuranı bulamaz, sonunda ebe isyan eder ise oyunda bozularak yarım kalırdı. Met erkeklerde askerlik yaşına kadar oynanan bir oyundu. Kızlar da oynasa erkeklerin oyunları iddialı olurdu.

Birkaç çeşit oynanırdı. "Übülük" olarak tanımlanan da ya toprak eşilip ya da iki taş arasına konan ağaç parçası, bir kez belli mesafede havaya kaldırılıp sopa ile vurularak uzağa gönderilirdi. Sopa ile vurulan kısım havada iken yakalayan oyunda ebe olurdu. Oyun mesafesine göre ebeliğin değişmesi yanında gittiği yere kadar sırtta taşımak, toprağı eşerek ayak dize kadar gömme gibi değişik oynandığı da vardı. Sokak arasında, parkta, bağ bahçede oynanırdı. Çocuklar kadar aile büyüklerinin de katıldığı bir oyundu.

Arap aşı gecelerinde oynanan oyunda ikiye ayrılan konuklar karşılıklı aralıkla oturur ve iki grup olunurdu. Ebe belirlenmeden, mendilin ucu sıkıca topuz yapılır ve ebe elinde karşı grubun arkasında yanıltma ile mendili bir kişinin ardına bırakır ve mendil arkasına bırakılan gruptaki bilecek kişi kimin arkasında ise tahminini söyler, doğru çıkarsa ebelik el değiştirir, yanlış ise tura ile kaybedenlerin avuç içine vurulur ki kırbaç gibi acıtır. "Elim göğerdi", "İnsafın kurusun" gibi sözlere rağmen oyun kızışarak sürerdi.

Münevver ağacının dallarının düzgün olanı seçilip kesilerek içi boşaltılması ile yapılan "el silahı", vardı. İçi boşaltılan ağaca kendir tükürüklenip sıkıca klep ile basılırdı. Birinci sıkıdan sonra, ikinci sıkı yapılırdı ve ağzı elle kapatılan sıkıştırma bırakıldığında hızla hedefe giderdi. Kendir sıkı yapılmışsa patladığında hedefe isabetince can acıtırdı.

"Fot fot" ağacından sigara emziği yapan da olurdu. Sapan lastiği içinde söğüt ağaçlarından çatal için dal kesilirdi. Söğüt ağaç dalından düdük de yapılırdı. Ağacın kabuğu alıştıra,alıştıra çıkarılması ve düdük iyi ses yapması içinde dikkat gerekirdi. Sarı çiçeklerin sapı da koparılıp düdük gibi ses çıkarılırdı.

Kaç kişi "Cızla" kimine göre "Gıcır'ı" anımsıyor?

Oyun için bir direk yere çakılıyor,ucu sivriltiliyor. Uzun bir tahta alınıp onunda tam iki yönlü orta yerinde bu direk sivri kısmının gireceği bölüm oyuluyor. Böylece hazırlanan düzeneğin iki yönüne iki eşdeğer ağırlıkta kişi biniyor. Sonrada iki yönden farklı kişilerce koşarak döndürülüyor, hızlanınca bırakılıyor ve durana değin bu dönme devam ediyor.

1950'lerde bu oyun bayramlarda gençler arasında sevilen ilgi bulan bir oyunmuş. Dönerken cız cız ya da gıcır gıcır gıcırdaması ile adlandırılan oyun unutuldu.

Ayrıca Cızla oynanırken ipi ağaca atıp bir minder uzatılan uçlarının bağlandığı bölüme konduğunda sancak olur sallanırlarmış, sancak olayı bağlarda hala aynen yapılıyor. İp atlama ile sancak değişmeden devam eden iki oyun olarak devam ediyor..Cızla ya da gıcır bir dönem oyun yaratma isteği ile gençlerin çocukların farklılığı imiş. Bir yerde basit ama yaratıcı bir yöntemle geliştirilen düzenek dahi şartları lehine kullanarak keyif almak isteyenlerden kalan bir anı değil mi?

Ömer Fethi Gürer

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Güzel bir yazı.Teşekkürler. Çocukluk günlerimi hatırladım. Ne varsa çocukluk günlerinde var. Bütün güzellikler, iyilikler o yitik, yeşil çağda saklı. Selam ile...

Murat Yakupoğlu